Translate

23 Haziran 2013 Pazar

FAİZ LOBİSİNE DEVLET SIRRI

Sade vatandaş da “faiz lobisi” ne demek onu dahi bilmediği için anlatılanları sessizce dinliyor.
Bir kısmı da “Faiz gelirini teşvik eden, onların daha çok gelir elde etmesini isteyen bir lobi varmış. AKP bunlara karşı çıkıyor. Aslanlar gibi mücadele ediyor” diye düşünüyor.
GERÇEK FAİZ LOBİSİ AKP’LİLER
Evet… Faiz lobisi diye onu bunu hedef gösterenAKP, aslında faiz lobisinin ta kendisi!
Özellikle yabancılara “Gel kardeşim. Faizin kralı Türkiye’de. Sen paranı faize yatır, SIFIR VERGİ alacağım” diye, FAİZCİLERE ÇANAK tutuyor.
ÖRNEK: Yabancı uyruklu birisi, Türk Eurobondu almış ve 10 milyon lira FAİZ geliri elde etmiştir. Ne vergi ödeyecek?
YANIT: SIFIR!
Evet stopaj denilen “vergi kesintisi” sıfır. Beyanname verme de yok!
Hazine bonosu, Devlet tahvili veya özel sektör tahvili FAİZ gelirine sadece yüzde 10 vergi var. O kadar!
Peki bu kanunları ve kararnameleri kim çıkardı?
Kim olacak, tabii ki AKP!
FAİZCİ yabancıları kim korudu?
Kim olacak, tabii ki AKP!
TÜRKLER’İN FAİZ GELİRLERİ
Türkler Eurobond aldı diyelim.
Örneğin, 250 bin liralık Eurobond aldı. 2013 FAİZ geliri 25 bin lira.
Ödeyeceği vergi: Stopaj (vergi kesintisi) SIFIR. Beyanname verme de yok!
Vergi 26 bin lira sınırında başlıyor.
- Hazine bonosu ve devlet tahvili FAİZİ, ister 10 milyon lira ister 50 milyon lira olsun, sadece yüzde 10 vergi var. O kadar! Beyanname verme yok!
- Mevduat FAİZİ ve döviz FAİZLERİ de düşük oranlı vergiye tabi.
Beyanname yok. Üstelik FAİZ oranları da artırılıyor!..
- Esnaf, sanatkâr, tüccar ve ücretliler, yüzde 35’e kadar gelir vergisi ödüyorlar. Defter tutup, beyanname veriyorlar.
Yeni Gelir vergisi tasarısında da FAİZE VE FAİZCİLERE YİNE VERGİ KIYAĞI var.
- Esnaf, sanatkâr, tüccar, ücretliye, yazara, ressama, heykeltıraşa ise yine yüzde 35’e kadar vergi var.
Peki… Şimdi soruyoruz; bu ülkede FAİZ LOBİSİ kim? FAİZİ destekleyen kim?
Kim olacak, AKP’nin ta kendisi!


Dinle AKP'li Kardeşim !

Turgay Ciner için şok iddia

http://www.gercekgundem.com/?p=552449#.UcdetGv8Pds.facebook

FAİZ LOBİSİNE KAFA TUTULMAZ.


Her yıl bütçeye 50 milyar faiz konuyor. Milletin varlığı hortumlanıyor. Şikayet etme açıkla… Kim bu gizli baronlar?..
Rant ve sömürü ekonomisinin “toplar damarı” olan faizi geçmişte ‘dünya gerçeği’ olarak değerlendiren Erdoğan’ın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayan olayların ardından faiz lobisinden şikayetçi olması ilginç bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Bütçeden, faiz ödemeleri adı altında kenara ayrılan kaynağın kimlere aktarıldığı kamuoyundan gizleniyor. İç borçlanma senetleri belli başlı bankalar tarafından kullanılırken, her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın bankalar eliyle kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenmeniz mümkün değil.
                                                                     
                                        BARONLARIN KİMLER OLDUĞUNU AÇIKLAYIN   

Gezi Parkı eylemlerinin arkasındaki güç olarak gösterilen faiz lobisi, bizzat hükümet tarafından korunuyor. Bu konuda en önemli acı gerçek ise burada yaşanıyor. Bugün faiz adı altında bütçeden aktarılan kaynağın kimlere yani ‘hangi baronlara’ verildiği kamuoyundan gizleniyor. BDDK’nın iç borçlanma senetlerine ilişkin verilerinde bu kağıtların hangi bankaların hesabında bulunduğu görülse de faiz pastasının hangi sermaye grupları arasında nasıl paylaşıldığını görmeniz mümkün değil. Gelinen noktada Başbakan Erdoğan, faiz lobisinden gerçekten şikayetçi ise bu baronların kimler olduğunu kamuoyuna açıklaması gerekiyor.
                                                                                             
                                                   Bütçeden Lobiye Her Yıl 50 Milyar Tl         

ASIL ilginç olanda şu. Faiz lobisi bugün devlet sırrı gibi korunarak, lobinin kimlerden oluştuğu açıklanmıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerinde devlet iç borçlanma senetlerinin hangi bankalar tarafından kullanıldığı görülebilse de bütçeden ödenen faiz pastasından yararlanan asıl sermayeyi bulmanız mümkün değil. Yani her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenemezsiniz.Hazine tarafından bilinmesine rağmen bu lobi kesinlikle açıklanmaz. Devlete borç vererek paradan para kazanan bu kesimler devlet tarafından gizlenerek korunuyor. Bu yüzden devlete borç verecek kadar güçlü bu isimler, “Gizli Baronlar” olarak nitelendiriliyor.

Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika dönüşünde havalimanında yaptığı konuşmada Gezi Parkı eylemleri nedeniyle faiz lobisine işaret etmesi Türkiye’nin acı gerçeğini bir kez daha gündeme getirdi. Rant ve sömürü ekonomisinin olmazsa olmazı olan faizi geçmişte ‘dünya gerçeği’ olarak değerlendiren Erdoğan’ın bugün faiz lobisinden şikayetçi olması ilginç bir tabloyu ortaya koyuyor.

Ülke kaynaklarını geniş halk kesiminden ziyade bir avuç rantiyeciye akıtan faiz sistemine karşı en etkili silah olarak denk bütçe görülüyor. Bu gerçekten dolayı 54’üncü Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Cumhuriyet tarihinin ilk denk bütçesini yaparak faiz lobisine karşı önemli bir hamle yapmıştı. Bunun sonuçları da ekonomide kendisini hemen hissettirmişti.Ancak 6 ay sonra faiz lobisi harekete geçmiş medyayı kullanarak Refahyol Hükümeti’nin çalışmalarını irtica adı altında engellemeye çalışmıştı.

Besle kargayı oysun gözünü!

Buna karşın 11 yıldır tek başına iktidarda olan AKP hükümeti, ekonomide pembe tablolar çizmesine rağmen denk bütçe çalışması yapmak bir yana adını bile anmaktan imtina etti. Denk bütçe bir yana faiz lobisine her yıl bütçeden ortalama 50 milyar liranın üzerinde kaynak aktardı. AKP hükümetinin 2003-2013 yılları arasında faiz lobisine aktardığı rakam dudak uçuklatacak cinsten; tam 567,2 milyar lira.

Lobi ‘devlet sırrı’yla korunuyor!

Asıl ilginç olanda şu. Faiz lobisi bugün devlet sırrı gibi korunarak, lobinin kimlerden oluştuğu açıklanmıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerinde devlet iç borçlanma senetlerinin hangi bankalar tarafından kullanıldığı görülebilse de bütçeden ödenen faiz pastasından yararlanan asıl sermayeyi bulmanız mümkün değil. Yani her yıl ortalama 50 milyar liralık kaynağın kimlere aktarıldığını öğrenmek isteseniz dahi öğrenemezsiniz.Hazine tarafından bilinmesine rağmen bu lobi kesinlikle açıklanmaz. Devlete borç vererek paradan para kazanan bu kesimler devlet tarafından gizlenerek korunuyor. Bu yüzden devlete borç verecek kadar güçlü bu isimler, “Gizli Baronlar” olarak nitelendiriliyor.
                                                                                 
İşte yıl yıl baronlara ödenen faiz haracı!

Tayyip Erdoğan Faiz lobisi’nden şikayet ederken, rakamlar tam tersini söylüyor. AKP hükümetinin görevde olduğu dönemde lobiye toplam 567,2 milyar lira para ödendi. 2012 yılında lobiye 50,3 milyar lira ödenirken, 2013 yılında ise 53 milyar kaynak ayrıldı. Faiz konusunda en dikkat çeken konu ise, hükümetin faizlerin düştüğü ile övündüğü bir dönemde lobiye ödenen kaynakta herhangi bir eksilmenin yaşanmadığı görünüyor.

AKP iktidara gelmeden önce yani 2002 bütçesinden faize 51,9 milyar lira kaynak ayrılırken, lobiye bugün de aynı kaynak ayrılıyor. Yani faizler yüzde 60-65’lerden yüzde 7-8’lere düşmesine rağmen lobiye ayrılan kaynakta en ufak bir azalma yaşanmadı. Bu manidar bir çelişki olarak kendisini gösteriyor.

Diğer yandan tek gelir kapısı faiz olan bankaların AKP hükümeti döneminde ‘karlılıkta’ balayı dönemlerini yaşamaları da dikkat çekiyor.

Nitekim bu aşırı karlılıktan dolayı en son yine kurumlar vergisinin şampiyonu bankalar olmuştu. 2012’nin en fazla kurumlar vergisi ödeyenler listesinin ilk 10’unda 8 bankanın bulunması üretim ekonomisi anlamında önemli bir gerçeği gözler önüne serdi.
 Klasiklerdeki Don Kişot’u pek çoğunuz bilirsiniz. Hani şu yel değirmenlerine savaş açan hayali kahraman. Bugünlerde faiz lobisine topyekûn savaş açıldı dendiğinde aklıma nedense Don Kişot’un hikâyesi geliverdi. Buradan “Don Kişot’un Faiz Lobisine karşı Savaşı” diye bir hikâye çıkar mı acaba?

Son 10 yılda dibine kadar eklemlendiğimiz küresel finans kapital sistemi içinde şimdilerde faiz lobisine savaş açıldı deniyor. Sanırsınız BDPS/KRS kaldırılıyor. Bir taraftan da güya bu faizci borca dayalı düzene karşı savaş açılmış gibi kahramanlar üretiliyor.

Açılan savaşa bakıyoruz. Bir vatandaş; “Faiz oranları TÜFE ve TEFE ortalamasının altında olsun desinler onlarla birlikte Taksim’de yürümezsem şerefsizim” diyor.

İnsanlar BDPS/KRS diye anlatılan meseleyi bilmediğinden hatta hiç duymadığından “Faiz lobisine savaş açıldı. Bravo! Var ol. Seninleyiz” diye o kadar sevinçli ki. Keşke tüm muhatapları meseleyi hakikaten anlamış olsa. Şu anda yürüttüklerini söyledikleri mücadele kimse kusura bakmasın Don Kişot’un yel değirmenlerine olan savaşından öteye gidemez.

İnsanlar şunu bir türlü sorgulamıyor. Piyasada sadece 60 milyar TL fiziksel olarak para mevcut. Bankalar Mayıs 2013 sonu itibariyle 862 milyar TL borç vermiş. Yani hepimiz ceplerimizde gerçekte var olan parayı çıkarıp bir havuza boşaltsak 60 milyar TL ederken bankalar nasıl 862 milyar TL borç verebilmiş? Pek çok insan aslında sadece bu soruyla BDPS/KRS zulmünü sorgulamaya başlayabilir.

Bu sistemde para kısıt haline getirilmiş. 1.5 Trilyon TL’lik ekonomimizde sadece 60 Milyar TL fiziksel para var. Bir de gâvurun parası üzerinden söyleyelim. 782 milyar Dolarlık ekonomide sadece 32 milyar Dolar değerinde para var.

Durum böyle olunca yani piyasada nakit para olmayınca herkes parayı nereden bulacak? Elbette bankalardan. Nakde dönemiyorum diyorsanız reklamlarda bir sanatçı ne güzel tavsiye ediyor. Dönemiyor musunuz? Çok ayıp. Gelin falanca bankaya çekin krediyi. “Hooop bakın ben ne güzel dönüyorum”. Bir de dönüş hareketi var arada. Hatta bankaya gitmenize gerek de yok. Yaz ne kadar kredi istiyorsan gönder filanca numaraya para cebinize gelsin.

Ekonomist amcalar buna kaydî para diyorlar. Diğer deyişle sanal para. Gerçekte var olmayan, borçtan başka karşılığı olmayan para. Hatta Ortodoks ekonomi kitaplarında onlara papağan gibi bu kaydî paranın ne kadar yararlı ve ekonomik kalkınmanın temel direği olduğu ezberletiliyor. Zavallı öğretilmiş çaresizlik. Buna dûçar olanlar da değersayımlarını bir türlü değiştiremiyorlar.

Ey insanlar anlayın artık şu zulmü. Piyasada kıt olan fiziksel para sayesinde bankalar sürekli yoktan para var ediyor. Bankalar çoğunuzun zannettiğinizin aksine birilerinin yatırdığı paraları başkasına ödünç vermiyor. Sizin borç almanız sayesinde bu sanal parayı havadan “yaratıyor”.

Aynı ürünü defalarca sattığınız halde tutuklanmayacağınız tek meslek bankacılıktır.

Sizi neden bankalarda sürekli tasarrufa teşvik ediyorlar? Onlar için iki temel nedeni var. Birincisi defalarca satabilecekleri mala ihtiyaçları var. Bu sistemde paraya mal diyoruz. Çünkü ölçü aracı olmaktan çıkmış. Alınıp satılan mal haline gelmiş. İkincisi ise aynı anda insanlar bankaya geldiklerinde bankalarda nakit bulunduğu zannedilsin diye. Piyasada var olan fiziksel para şu anda sadece %7-8. Yani piyasada mevcut paranın sadece %8’inden azı fiziksel olarak mevcut. O nedenle bankadan 5 bin TL çekmek için gittiğinizde size 10-15 takla attırıyorlar.

Yani insanlar gidip bankalardan mevcut paranın %8’ini istese tiyatro bitecek.
Otobüsle seyahate çıkacaksınız. Size sattıkları koltuğu bir başkasına satsalar orada çıngar çıkarırsınız değil mi? Bankalar aynı parayı 50 kişiye satıyor. Neden kılınız kıpırdamıyor?

Bankalar KRS'yle parayı sürekli borç olarak var ediyor ve para geri ödenince yok ediyor. Ama ekonomide kimsenin üretmediği faiz/kar payı miktarı serveti kendisine transfer ediyor. Mesele bu kadar basit. İnsanlar bu kadar basit meseleyi neden anlamamakta ısrar ediyor?

Para ekonomideki kan gibidir. Bir hastayı düşünün vücudundaki bütün kanı boşaltmışlar. Onun yerine dışarıdan kan bağlanmış. Dışarıya bağladıkları düzenek bankalar. Bankalardan vücuda kan geliyor. Kanın görevi nedir? Kılcal damarlara ve oradan en ücradaki hücrelere kadar gidip hayatiyet kaynağı oksijen ve besinleri taşımak. İnsan vücudu yani sistemi böyle devam ediyor. Aksi kan kanseri. Vücutta kan hücreleri besleyen durumda yani sömürgeci değil.

Mevcut bankacılık sisteminde (BDPS/KRS) kan en uzaktaki hücrelere kadar ancak onu sömürmek için gidiyor (borç olarak). Hücreye besin sağlamayı bırakın faiz ve kar payı diyerek onu sömürüyor ve yok ediyor.

Şimdi faiz lobisine savaş açtığını söyleyenler diyorlar ki faiz oranları TÜFE+TEFE ortalaması, enflasyon altında vs olsun. Biz diyoruz ki faizleri sıfır yapsanız bile KRS’nin kendisi faizin daniskasıdır. Bankaya birisi 100 TL yatırdığında banka bundan 900 TL havadan “yaratıyor”. Bu 900 TL nereden geliyor? Bunun karşılığı nedir? 900 TL’yi borç olarak alanların geleceğini yani emeklerini satın alıyor. Faiz de bu değil mi zaten? Birileri deli gibi çalışırken başkasının onun emeğiyle kazandığına haksız yere el koyması.

Modern Don Kişot’ların söylediği şu: otobüste aynı koltuk 10 kişiye 20 kişiye satılmaya devam edilsin ancak koltuk başına alınan kâr belli oranın altında olsun.
Kısaca BDPS/KRS denilen bu zulüm sistemiyle mücadele ancak onu kaldırarak olur. Ufuk Hattı*’nda her zaman dediğimiz gibi: paranın sahibi kimse, kim üretip miktarını kontrol ediyorsa devlet odur.

Eğer devletseniz paranızın sahibi olacaksınız. Bugün paranın sahibi bankalardır. Ne kadar para üretileceğine ve bir anlamda ne kadar borçlanılacağına da karar veren bankalardır. Bu sistemi değiştirmedikçe asla başarılı olamazsınız. Mücadeleniz de Don Kişot’un yel değirmenleriyle mücadelesinden öteye gidemez.

Bu zulüm sistemini (BDPS/KRS) kaldıracaksanız sizleri sonuna kadar destekliyoruz aksi takdirde bunun yel değirmenlerine karşı savaştan öteye gitmeyeceğini açıkça ifade ediyoruz.

Not: Bu arada faiz lobisinden bahsedilirken neden kar payı lobisinden bahsedilmediği de açıklanmalıdır. Neticede ikisi de aynı sistemin parçası ve işlevleri arasında zerre fark bulunmamaktadır.

* Buradaki konular en geniş şekilde Ufuk Hattı programında anlatılmaktadır. Ufuk Hattı’nın tüm videolarına http://ufukhatti.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

 http://www.youtube.com/watch?v=AR6dicvXRfY

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=CVbQbrdJI-s

https://www.facebook.com/photo.php?v=4965811504915&set=vb.418968438135831&type=2&theater

http://www.youtube.com/watch?v=Ltjy_mRS7sI&desktop_uri=%2Fwatch%3Fv%3DLtjy_mRS7sI

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=591403794225627&set=a.478666168832724.112090.418968438135831&type=1&theater


http://www.youtube.com/watch?v=UcR7gjwBhwA


EKONOMİDEN SORUMLU BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN, TÜRKİYE’DEKİ 49 BANKANIN 35’İNDE YABANCI HİSSESİ OLDUĞUNU AÇIKLADI.
Başbakan Yardımcısı Babacan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ın Türkiye’deki bankaların şube sayıları ve bankaların sahiplik durumlarına ilişkin soru önergesine verdiği cevapta; Türkiye’de faaliyette bulunan 49 bankanın toplam 11 bin 71 şubesi bulunduğunu, bu bankalardan 18’inin yüzde 99 ve üzeri hissesinin yabancıların elinde bulunduğunu, yabancı hissesi olan banka sayısının toplamda 35’i bulduğunu aktardı.
CHP’li Oran, bu cevap üzerine, “Sayın Başbakan’ın kendi dönemlerinde sürekli palazlanmasına karşın hedef saptırmak için gizli düşman olarak ortaya koyduğu ‘faiz lobisinin adresini merak ediyorsa bizahmet Yardımcısı Sayın Ali Babacan’a soruversin. Bu yanıt, kâr rekorları kıran Türk bankacılığının bugün geldiği durumu ortaya koyan acı bir tablodur.” yorumunu yaptı.
YÜZDE 100’Ü KAMUNUN OLAN 5 BANKA VAR
Babacan açıklamasında, Türkiye’deki bankacılık hisse senetlerinin yatırımcı gruplarına göre dağılımını Aralık 2012 tarihi itibariyle verdi. Buna göre hissesinin tamamı kamuya ait olanlar;Ziraat Bankası, Adabank AŞ, Birleşik Fon Bankası AŞ, İller Bankası ve Türkiye İhracat Kredi Bankası AŞ şeklinde.
YABANCI HİSSESİ OLAN BANKALARIN LİSTESİ
Hissedarı küresel olan veya küresel borsada işlem gören bankalar ve yabancı payları da şöyle:

Banka Adı Hissedar Payı (Küresel, yüzde) Borsa Payı (Küresel, yüzde)
Citibank A.Ş. 100
Deutsche Bank A.Ş. 100
HSBC Bank A.Ş. 100
ING Bank A.Ş. 100
ODEA Bank A.Ş. 100
Turkland Bank A.Ş. 100
Bank Mellat 100
Habib Bank Limited 100
JP Morgan Chase Bank N.A. 100
Portigon A.G. 100
Societe General S.A. 100
The Royal Bank of Scotland N.V. 100
Merrill Lynch yatırım Bank A.Ş. 100
Standard Chartered Yat. Bank. 100
Denizbank A.Ş. 99,8
Finansbank A.Ş. 58,2………………………………41,6
Taib Yatırım Bank A.Ş. 99,46
Burgan Bank A.Ş. 99,25
Yapı ve Kredi Bankası 76,2 ……………………………..20,5
Kuveyt Türk Katılım Bankası 80,24
Albaraka Türk Katılım Bankası 61,9………………………………18,2
Türkiye Ekonomi Bankası 47,22……………………………..23,73
Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 25…………………………………45,79
Bankpozitif Kredi ve Kalkınma B. 69,8
Türkiye Finans Katılım Bankası 66,3
Arap Türk Bankası A.Ş. 64
Şeker Bank T.A.Ş. 33,9………………………………11,4
Akbank T.A.Ş. 9,5………………………………..26,33
Turkish Bank 34,29
Türkiye Halk Bankası - 44,95
Türkiye Sinai Kalkınma Bankası - 31,9
Asya Katılım Bankası - 31,18
Türkiye İş Bankası - 23,94
Türkiye Vakıflar Bankası TAO - 20,8
Tekstil Bankası A.Ş. - 10,3
EN FAZLA ŞUBE ZİRAAT'İN
Babacan'nı açıklamasına göre Türkiye’de en çok şubeye sahip ilk 10 banka ve şube sayıları da şöyle:
T.C. Ziraat Bankası : 1.495
Türkiye İş Bankası : 1.238
Akbank : 974
Türkiye Garanti Bankası : 931
Yapığ ve Kredi Bankası : 927
Türkiye Halk Bankası : 827
Türkiye Vakıflar Bankası : 741
Denizbank : 619
Finansbank : 586
Türkiye Ekonomi Bankası : 515

 http://ekonomi.milliyet.com.tr/ali-babacan-49-bankanin-35-inde/ekonomi/detay/1726320/default.htm


WİKİLEAKS’ın sızdırdığı ve dün akşamdan itibaren basında parça parça yer alan belgeler, Türkiye’de AKP hükümetini hayli zora sokacağa benziyor.

Belgeler, şimdiye kadar bir çok kişi tarafından dile getirilen iddiaların yazılı şekli olsa da, hiç bilinmeyen bir çok skandalın ABD’li diplomatlarca nasıl izlendiğini ve aslında bilindiğini de gösteriyor.

Dünyanın başka bir yerinde olsa, bu iddialar karşısında bir hükümet iki dakika yerinde kalmaz ama bizde kalacaktır. Bundan eminiz.

Çünkü, iktidardaki zihniyet ABD’lilerin tarif ettiği şekliyle şudur: "Yolsuzluk yapan bir hükümet ve ona göz yuman bir islamist…“

8 BİN BELGEYİ İNCELEDİLER

Wikileaks belgeleri, dün bir kaç basın organına önceden ulaştı. Bunlardan biri de Alman Der Spiegel Dergisi oldu.

Der Spiegel’in, Türk basınından önce Türkiye ile ilgili yaklaşık 8 bin ABD belgesini inceleme olanağı bulduğu kesin.

Der Spiegel’in haberinin spotu, "NATO partneri olan Türkiye, ABD için özellikle korkutucu. Bir Büyükelçilik Sözcüsü Erdoğan’ı, rüşvetçi hükümete göz yuman islamist olarak tanımlıyor“ şeklinde...

İşte bundan sonraki bir kısım iddialar ise Türk basını tarafından hiç dikkate alınmadı.

İSLAMCI BASINDAN BİLGİ ALIYOR

- Amerika, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmiyor. Muhalefet ise tam bir komedi..

- Erdoğan'ın dünyaya bakış açısı, hiç bir zaman gerçekçi olmamıştır. (Mayis 2005)

- Erdoğan, Tanrı’nın (Allah’ın) Türkiye’yi yönetmesi için kendisini seçtiğine inanıyor ve kendisini Anadolu'nun "Volkstribun"u (Almanlar'ın Roma İmparatoru Sezar'ı tanımlamak için kullandıkları tabir) olarak görüyor.

- NATO’daki en büyük ikinci askeri güç olan Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, çeşitli bilgileri genel olarak islamcı gazetelerden alıyor ve ve kendi bakanlıklarının yaptığı araştırmalara bile gereken ilgiyi göstermiyor.

- Bu nedenlerden dolayı, istihbarat ve ordu artık bazı bilgileri kendisine iletmekten vazgeçmiş durumda.

- Kimseye pek güveni olmayan biri ve etrafında sözünden çıkmayan dar çemberden oluşmuş bir danışman grubu bulunduruyor

- Her ne kadar atıp tutuyor ve gürlüyorsa da gücünü kaybetmekten korkuyor

- Erdoğan’ı iyi tanıyan biri Amerikalılar’a onu şöyle özetliyor: "Tayyip Allah'a inaniyor, ama Allah'a güvenmiyor…“

PETROL İŞİNDEN PAY ALIYOR…

- 2004'ten beri yapılan çeşitli açıklamalar göre, ülkede her alanda yolsuzluklar var ve hatta Erdoğan’ın ailesi içinde bile. Söylentiler arasında, hükümetin önemli danışmanlarından birinin bir gazeteciye aktardığı, „Erdoğan petrol işlerini özelleştirirken kendine de pay ayırıyor“ sözleri de var. ABD belgeleri arasında, Enerji Bakanlığı içinden sızdığı belirtilen belgelere göre, Erdoğan’ın İran’a baskı yaparak doğalgaz boru hattı projesine okul arkadaşının bir şirketini de ortak ettirdiği yönünde. Bu şirketin liman inşaatları yaptığı, enerji dalında bir tecrübesi olmadığı biliniyor.

Der Spiegel’in bazı belgelerle ilgili açıklamaları Türk basınında da yer aldı. Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı özel hesabının bulunması, çocuklarının eğitiminin bir işadamı tarafından üstlenilmesi ve servetini düğün takıları ile açıklamaya çalışması gibi…



TRABZONSPOR’A MİLYONLARCA DOLAR

Biz, görülmek istenmeyenlerle devam edelim. Yine Der Spiegel’den gidiyoruz:

- Erdoğan’ın tabana mesaj vermede haraket etmeyi çok iyi bildiği belirtiliyor. Bir büyükelçilik görevlisi, buna örnek olarak Bakan Faruk Nafiz Özak ile ilgili bir olayı anlatıyor. Bu belgeye göre Başbakan Erdoğan, 2004 yılı belediye seçimlerinde Trabzon Belediyesi'ni kaptırınca, Özak’ı hemen Trabzonspor'un başına getirdi. Erdoğan daha sonra "gizli devlet kasasın“dan bir kaç milyon doları, yeni oyuncu alımı için Özak’a aktardı. Bu yolda elde edilen başarıyla Özak, belediye seçimleri için avantaj sağlamaya çalıştı.

- Bir ABD belgesi, "Erdoğan, AKP'yi ‚Erdoğan-Partisi’ne’ çevirdi“ yorumunu getiriyor. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelmann 2004'te, hükümette gerçek bilgi sahibi olan çok az kişi olduğunu, bazı AKP'lilerin göreviyle büyüyüp geliştiklerini, diğerlerinin ise beceriksiz ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini veya bağlı oldukları cemaatlerin amaçlarına hizmet ettiklerini tutanaklara geçirdi.

ÇUBUKÇU, NEDEN EŞİNDEN SÖZ ETMEZ

Der Spiegel’in haberinde, Erdoğan’ın seçtiği çalışanların kalitesizliği vurgulanırken, Bakan Nimet Çubukçu’nun Emine Hanım’ın yakını olduğu için bu görevde olduğu ve her ne hikmetse hep oğlundan bahsedip eşinden hiç bahsetmediği vurgulanıyor.

Bir bakanın, uyuşturucu işine bulaştığı iddiaları ve küçük kızlara düşkünlüğü vurgulanırken, Erdoğan’ın hükümet olmadan önceki, "Demokrasi, bizi ulaşmak istediğimiz noktaya götürecek bir trendir“ sözünün ABD belgelerine girdiği belirtiliyor.

Haberde, ABD belgelerinde yer alan Gül- Erdoğan çekişmesine vurgu yapıldıktan sonra, Gül için şu tanımlamanın bir belgede yer aldığı bildiriliyor:
"Erdoğan’ın aksine Gül, İngilizce biliyor ve daha demokrat görünüyor. Ancak bu yanıltıcıdır. Gül, Erdoğan’dan daha ideolog biri ve daha batı karşıtıdır.“

ABD belgelerine göre Erdoğan, Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını engellemek için uğraşmış ancak bunda başarılı olamamış. Haber, Türk medyasında yer alan Davutoğlu ile ilgili, "Ankara dışı siyasetle ilgili bilgisi çok az. Bu uyumsuzluk yaratıyor. İslami düşünceleri özellikle tehlikeli“ yorumlarıyla devam ediyor.

NEFRETİ (Hass) DİNSEL NEDENLERDEN

İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy’nin, Ekim 2009’da söylediği belirtilen "Başbakan Erdoğan bir fundamentalist. Dinsel nedenlerden dolayı bizden nefret ediyor“ sözlerinin yer aldığı belgenin de ABD yazışmalarında yer aldığı belirtiliyor.

Amerikalılar, Erdoğan’ın Türkiye’yi her geçen gün batıdan uzaklaştırdığını gözlemlerken, Erdoğan’ın kurduğu sistemin bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi gerçekten stabil bir şekilde tutup tutamayacağının bilinmediği vurgulanıyor. Haber, Ankara Büyekelçisi James Jeffrey’in, bu yılın şubat ayında yazdığı bir raporla bitiriliyor:

"Burada her gün her şey değişiyor. Kimse, bütün bir coğrafyada dengenin ne yanda olacağını tahmin edemiyor. Dikkatinize sunarım...”

Dergi, tüm bu iddiaların Türk hükümetine sorulduğunu ve bir cevap alınamadığını da özellikle vurguluyor.


Biz de, tümünü halkın bilgisine sunuyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder